Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Önce insan olmak gerek.”
Serhat Kılıç’ı yıllar önce Seksenler dizisinde tanıdım. Ergun Plak’tı. Öyle sevmiştim ki…
Diziden ayrıldığında, Seksenler’e bir daha eskisi gibi bakamadım. Oysa yardımcı oyuncuydu. Bir diziye bir oyuncunun gelmesiyle olduğu gibi, gitmesiyle de dizinin hayatı devam etmesi gerekirdi. Yeni biri gelir, o boşlu kapanır zannedersiniz!
Olmadı; benim için o boşluk hiçbir zaman kapanmadı. Görünen o ki bazı insanlar-SANATÇILAR; Serhat Kılıç gibi kendilerine verilen küçük bir rolü kendi yetenekleriyle büyütürler. Hem de ne büyüme; destansı…
Serhat Kılıç da öyle yaptı…
Sonra ne yaptığını, nerelerde olduğunu, hangi filmlerde, hangi dizilerde pek merak etmedim doğrusu. Hepimizin yaptığı gibi kendi hayatımıza döndük veya gömüldük… Ergun Plak’ı bir yerde belleğimizin eski raflarından birine kaldırdım.
Ta ki ölüm haberini duyana kadar…
Şimdi bakıyorum da her yerde Serhat Kılıç’ın fotoğrafları, videoları, konuşmaları ve arkadaşlarının anlattıkları; ne çok şey…
Sıradan sohbetleri bile tekrar tekrar dinlenecek bir felsefe, sanatçı duyarlılığı, birikimi taşıyor. Birçok insanın belki sorduğu veya sormayı düşündüğü o soruyu dillendirmek istiyorum:
Biz bu adamı, bu sanatçıyı neden daha önce böyle görmedik?
Belki de sanatçıların gizemli veya garip yazgısıdır bu! Bazı insanlar yaşarken seyredilir ve öldükten sonra da anlaşılır.
Serhat Kılıç’ın Seksenler setinden ayrılırken arkadaşlarına yaptığı konuşmayı dinledim.”Veda etmiyorum” diyor.
Ne kadar sade… Ne kadar zengin ve büyük bir cümle… Kırgın değilim, diyor sanki. Kapıyı kapatmıyor. İnsanları hayatından çıkarmıyor. Görüşmek isteyen, görüşür diyor.
Sonra, karşımıza bir başka Serhat Kılıç çıkıyor. Oyuncudan önce insan… Zaten kendi sözleriyle de söylüyor:
“Önce insan olmak gerek.”
Bu yazının özü, hissiyatı da burada! Sanatçıyı büyük yapan sadece oynadığı karakter değildir. Sahneye çıktığında, kamera karşısına geçtiğinde, arkadaşlarınla konuştuğunda taşıdığı felsefe de sanatının bir parçası; hatta özüdür.
Serhat Kılıç’ın ardından anlatılanlara bakınca bunu daha iyi anlıyorum. Onu tanıyanlar sadece “iyi oyuncuydu” demiyor. İnsanlığından söz ediyorlar.
Çalışkanlığından, mesleğe bağlılığından, müziğinden, arkadaşlığından, gülüşünden…
Geride bir oyuncudan çok daha fazla şey bırakmış. İşte bu yüzden ölümünden sonra bu kadar çok konuşuluyor. Birçok insanın kendinde görmek istediği kabiliyeti, üstün insanı onda gördüğü için; bu kadar büyük hüzün ve kayıp ağıtı…
Kendi hayatımızdan bir parçayı da uğurladık. Bir şarkı, bir hoşça kal sözü gibi. Ama tuhaf olan şey:
Bazı insanlar ölümle gitmiyor; yok olmuyor.
Tam tersine Serhat Kılıç gibi insanlar, ölümle yeniden görünür oluyor.
Fotoğraflarda, filmlerde, bir arkadaşın anlattığı küçük bir hatırada, bir karakterin yüzünde, bir kahkahada; beden yeniden yolculuğa çıkıyor sanki…
Serhat Kılıç’tan geriye çok şey kaldı:
Eser, ses, duruş ve insan…
Serhat Kılıç çok daha büyük rollerle karşılaşsaydı belki Türk sinemasında, insanların hafızasında onlarca unutulmaz karakter bırakacaktı. Bunu artık bilip öğrenemeyeceğiz. Ama bildiğim bir şey var.
Ergun Plak’ı oynayan adam, o karakterden çok daha büyük bir hayat taşımış. Ben ise onu çok geç tanıdım. Belki de şimdi; en zor zamanda tanıyorum. Ölümünden sonra…
Sanatçıların garip ve belki de gizemli yazgısı; kıymetleri yaşarken değil öldükten sonra anlaşılıyor.
Ne kadar acı…
Ne kadar insanca…
Serhat Kılıç’ın bize bıraktığı o büyük unutulmaz cümle de bunu anlatıyor:
Önce insan olmak gerek.
Gerisi; rol, perde, ışık ve zaman… Zaman ise iyi sanatçılara kıyamaz. İşte böyle; bazı insanlar ölümüyle yaşamaya başlıyor…