KAHRAMAN BAKKAL SÜPER MARKETE KARŞI..YA ŞİMDİ?
Bir zamanlar bu sözcükleri duyduğumuzda gülümserdik. Biraz sanat, biraz sosyoloji ve biraz da “bir şey olmaz” düşüncesi kokardı.
Ferhan Şensoy’un kaleminden çıkan, Ortaoyuncular’ın Ses Tiyatrosu’nda yıllarca sahnelenen bu oyun değerli bir tiyatro eseridir. Değişen Türkiye’nin, değişen alışveriş alışkanlıklarının da öyküsünün başlangıcını, doğuşunu sanatsal bir müjde ve eğlenceyle sundu o değerli sanatçılar.
Bugün aynı sözü yeni kuşaklara söylesek, acaba nasıl bir karşılık buluruz? Şu soruyu sorar mı bize genç insanlar:
“Mahalle bakkalı nedir?”
Artık çocuklar, gençler marketleri görüyor ve onları biliyor. Onların alışveriş merkezinde büyük marketler yer alıyor. Onlar mahallelerinin köşesinde bulunan ve herkesin ismini bildiği, herkesin de o bakkalın ismini “bakkal amca, bakkal abla” olarak ezbere bildiği zamanlar değil şimdi.
O küçük esnaflar mahallenin nabzını tutarlardı. Hepsinin bir veya birkaç kalın defteri vardı. O defterler tamamıyla güven üzerine vardılar. Yaşlı komşunun kapısına kadar getirilen ekmekler, okuldan dönen çocuklara “annen evde mi?” diye soran yerlerde o bakkallar. Bakkallar ticaret yapar görünse de, mahallenin gözü ve kulağıydı aynı zamanda.
Daha 1980’li yıllarda bu mesleğin zor günler yaşayacağını konuşuyorduk. Bakkalın çalışma koşulları çok ağırdı. Neredeyse on beş saat çalışırdı büyük çoğunluğu. Bakkallar için nöbetçi bakkal, ortak mal alma uygulamaları gündeme gelse de hepsi havada kaldı; bir türlü yere inmedi, inemedi…
Bakkallık bu toprakların en eski mesleklerinden birisidir. Osmanlı çarşılarından bugünün mahallelerine uzanan bir geçmişe sahiptir. On binlerce aile mi meslekle geçimlerini sağladı; nice çocuk bu dükkânların kazancıyla okudu, nice yuva bu dükkânların ışığıyla kuruldu.
Sonra zincir marketler girdi hayatımıza. Şehirlerimizin her caddesine, neredeyse her sokağına yayıldılar. Denildi ki; rekabet artacak, fiyatlar düşecek, üretici kazanacak. Aradan yıllar geçti ve biz yine aynı seslenişi yapalım:
Gerçekten de üretici kazandı mı? Küçük üretici güçlendi mi?
Yoksa onların da kaderi bakkallar gibi mi olmaya başladı; büyük alıcılar karşısında giderek daha da yalnız mı kaldılar?
Geriye dönüp bir bakalım; sadece bir meslek mi kaybettik? Asıl sorun ekonominin tek tip hale gelmesidir… Bir şehir sadece büyük işletmeleriyle değil, küçük esnaflarıyla birlikte dengede olabilir.
O zamanlar çıkarılacak birkaç kanun, yapılacak birkaç düzenleme belki de bu mesleği halen yaşanır, yaşamın içinde bırakacaktı. Belirli büyüklüğe sahip marketlere otopark zorunluluğu getirilmiş olsaydı; acaba her yerde çığ gibi büyüyen marketler açılır mıydı?
Şehir içindeki bakkalları koruyacak, yaşatacak hiçbir planlama görmedik. Bugün ise birçok marketin kamyonu, dar mahalle sokaklarında mal indiriyor. Bizim şehrimiz, sokak ve caddelerimizin darlığı, küçük esnafın yaşamasına çok uygun olduğu halde bunu görmezden geldik…
Bir başka eksikliği çoğu zaman dile getirdik. Meslek örgütlerinin yeterince etkili bir duruş sergileyememiş olmasıdır. Bakkallar odaları ve ilgili kuruluşlar hangi çabaları gösterdi, neleri başardı; bunu izah etmek çok zor…
Ferhan Şensoy’un oyunundaki gibi aslında bakkalın hiç de kahraman olmasına gerek yoktu. Gereken şey, kahramanlık değil; adil ve istikrarlı uygulamalar olmalıydı. Büyümeyi doğru tanımladık mı? Bütün kuruluşlar böyle büyür, küçükler bakkallar gibi yok olunca; gerçek manada kim kazanacak?
Sanıyorum büyümeyi bir türlü yerli yerine oturtamadık. Büyürken, farkına varmadan veya farkını yok sayarak, küçük sanılan o değerleri görmezden geldik…
Gelinen bu noktada büyük sermaye kartelleşmesi daha da katı hale gelince, gerçek manada tüketiciyi kim koruyacak?