Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hoşköy Hora Feneri yıllardır bizi bekliyor; Marmaraereğlisi’nde ise tarih, insanla buluşunca ayrı bir anlam kazanmış.
Dün, uzun zamandır gitmediğim Marmaraereğlisi’ndeydim.İlk durağım Perinthos-Herakleia Antik Kenti’nin bazilikası oldu.Yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşmış bir antik dünya öylesine duruyor.Yıllardır el dokunulmadığı bir bakışta anlaşılıyor.Çevresindeki koruma tellerinin beli çoktan bükülmüş.
Sonra yürüyerek bu yıl açıldığını öğrendiğim Tarihi Marmaraereğlisi Tarihi Deniz Feneri’ne gittim. Karşılaştığım manzara beni daha çok düşündürttü.
Fener’in çevresi Marmaraeğerlisi Belediyesi tarafından sosyal yaşam alanına dönüştürülmüş. Aileler gelmiş, çocuklar koşuyor, oturan insanların yanında Marmara’ya yüksekten bakan insanlar esintiye ve manzaraya teslim olmuş gibiydiler. Kimi bir şeyler yiyip içiyor, kimi fotoğraf çekiyor, kimi ise sadece denizi ufka kadar izliyor.
İnsanların yüzünde bir huzur, çocukların gözlerinde ise bir merak vardı. O manzaranın, o anın içinde şu düşünceleri irdeledim:
Tarihi korumak yetmiyor. Tarihi insanlarla da buluşturmak gerekiyor. O zaman tarih bilimi; sosyal ve kültürel yaşam için ayrı bir anlam ve akış kazanıyor.
Tarihi bir yapıyı yalnız bıraktığınızda zamanla çevresinden kopuyor. İnsan yaşamına dokunduğunda ise başka bir anlam kazanıyor.
Tarihi alana ilk başta sadece yemek içmek için gelen çocuk deniz fenerini görüyor:
“Burası ne?” diye soruyor. Belki de tarih tam da o zaman yeniden kendi öyküsünü anlatmaya başlıyor…
Marmaraereğlisi Feneri 1861 yılında yapılmış. Denizden yaklaşık 52 metre yüksek bir tepenin üzerinde. Yıllarca gecenin karanlığında, fırtınaların hırçınlığında denizcilere yol göstermiş. Babadan oğla geçen fenerci ailelere de aş-iş vermiş. İşte burası; fenerci ailesinin evi. Burası da denizcilere ışığınla yol gösteren fener…
Bugün aynı fener bir ışık daha yakabilir. Çocukların merakını…
Bir fener bekçisinin nasıl yetiştiğini, geceleri ne yaptığını, gemilerin bu ışığı nasıl bulduğunu, fenerlerin neden yüksek yerlere kurulduğunu düşünerek; kendi zihnini o an yaktığı fenerle daha çok aydınlatabilirler…
Bir çocuğun zihninde açılan küçük bir soru, koskocaman bir tarihin kapısını açan anahtara; bir bilim insanına dönüşebilir.
Marmaraereğlisi’nde gördüğüm manzaranın anlamı da burada; bir tarih yapı, çevresindeki hayatla birleşmiş. Adeta kucaklaşmış.
İnsanlar Marma’yı seyrederken, yiyip içerken feneri görüyorlar. Feneri gören insanlar geçmişi merak ediyor. Geçmişi merak edince Perinthos Herakleia’yı sorabilir.
Bir yerde tarih, saklandığı yerden çıkıp yaşamın içine giriyor. Hora Feneri için yazdık; çok yazdım. Çok konuştuk; yıllarca.”Bu değerimiz, bu eserimiz niçin insanlarla buluşmuyor?” diye…
Onarılmasını, korunmasını, sahip çıkılmasını bekledik ve oldu. Bugün fener ayakta. Ama baştan beri benim derdim sadece fenerin ayakta kalması değildi ki!
Hora’nın yaşamın içinde yaşamasını istedim, diledim ve yazdım… Orada bir deniz feneriyle birlikte 1861’dan bugüne ulaşan bir yapı ve kim bilir kaç yüz öykü var?
Fransa’dan getirilmiş demir parçalarıyla kurulmuş bir yapı var. Yıllarca fenerin ışığına güvenip yol alan gemiler… Fenerciler, deniz var. Tepeler, rüzgâr ve zamansızlığa ait rüzgâr var…
Bunca zenginliğin yöre insanlarıyla, tam manasıyla ulusal ve uluslar arası turizmle buluşamaması içime dokunuyor.
Hora Feneri de Marmaraereğilsi’ndeki fener gibi çocukların, ailelerin, doğaseverlerin, tarih meraklılarının uğrayacağı bir yer olamaz mı?
Deniz Fenerleri bir okuldur; bu okullarda açılacak sınıflar gibidir; kazandırılan sosyal tesisler. Oraya gelecek her çocuk; feneri soracak:
Bu nedir? Diyecek… O zaman, tarih gömüldüğü yerden tekrar yaşama bir şeyler anlatmaya başlayacak, yaşama bir şeyler taşıyacak…
Dün Marmaraereğilisi Tarihi Fener’in bahçesindeki sosyal alanda gezinen, merak eden çocuklardan birisi, sadece birisinin aklında şu kalsa yeter:
Perinthos: Geçmişin sesi
Fener: Geleceğe tutulan ışık
Belki de bir çocuğun kalmıştır bile…