Reklam

KIZ ÇOCUĞU

Yayınlama: 23.02.2026
A+
A-

                           

 

Kimi bir halk otobüsü, insanın içine doğru açılan en uzun yolculuk olabilir. Ne otobüsü kullanan farkındadır bunun, ne cam kenarında oturup dışarısını izleyenler… Bir an gelir; en önden ikinci sıraya oturan bir kız çocuğu, bütün yolculuğun başrolünü sessizce devralır.

 

Öğleden sonraydı. Gün ışığı sertliğini kaybetmeye başlamış, denizin üzerine daha yumuşak düşmeye başlamıştı. Kumbağ yakınlarındaki yazlıkların olduğu duraktan bindiler. Kız çocuğunun yanındaki adam yorgundu. Elli yaşlarında gösterse de omuzlarındaki yük çok daha fazlasını anlatıyordu. Yüzünde hoyratlık yoktu; sertlik yoktu. Sadece yorgunluk vardı. Hayatın ağır torbalarını taşımış insanların yüzüne yerleşen o tanıdık gölge…

 

Yanındaki kız çocuğu ise ağlamaklıydı. Ama bir o kadar da dimdik… Uzun ve bakımlı saçları iki yandan örülmüş, hafif sivri çenesine ve dolgun yüzüne ayrı bir asalet katıyordu. Çıkık elmacık kemikleri sanki “Buradayım” diyordu. Göz pınarlarına kadar dolan yaşlar yere düşmek için izin bekliyordu ama o izin çıkmıyordu. Çünkü o duruş… O mıh gibi çakılmış duruş… Gözyaşlarına geçit vermiyordu.

 

En arkadan ikinci sıraya oturmuştum. Yüzlerimiz birbirine dönüktü. Adam dudaklarını aralayın yanındaki kız çocuğuna bir şeyler söyledi. Otobüsün motor sesi sözcükleri bir anda yuttu. Ama kız çocuğu gözlerini ondan ayırmadı. Öyle bir bakıştı ki… Sanki adamın ruhunu yakalayıp hafifçe sallıyor, sonra içine bir ateş bırakıyordu. O bakışta suçlama yoktu. Öfke yoktu.”Seni anlıyorum” diyen bir büyüklük vardı.”Yıkılma” diyen bir sessizlik…

 

Böyle bakışları iki yerde görmüştüm. Biri Tiflis’te, şehre tepeden bakan Kartlis Deda heykelinde… Gürcistan’ın anası, bir elinde kılıç, bir elinde şarap kâsesi. Dostuna ikram, düşmanına kararlılık… Hem merhamet, hem de dirayet… Yüzünde yumuşaklıkla sertliğin dengesi.”Bu toprakların şefkati de benim, savunması da” da der gibi.

 

Diğeri Erivan’da yükselen Mehter Armenia… Elinde kılıç, bakışında alçakgönüllü bir mesafe. Sadece savaşın değil, onurun da simgesi. Kadın figürü dimdik, sessiz ama sarsılmaz…

 

O gün halk otobüsünde gördüğüm duruş, mermerden değildi; canlıydı. Ama aynı yüceliği taşıyordu. Küçücük bir bedenin içinde büyük bir duruş-onur vardı. Defalarca ağlamaklı oldu ama ağlamadı.

 

Bir ara adam cebinden ince ve zarif bir telefon çıkardı. Eflatun renginde, muhtemelen kızındı. Belki bir süreliğine elinden almıştı; belki bir sınır koyma çabasıydı. Telefonu kıza uzattı. Telefon kızın eline geçtiği an, başka bir sahne başladı.

 

Tutuşu… O zarif parmakların tuşlara dokunuşu… Sanki bir pilot kokpitte düğmelere değiyor, sanki bir kalp cerrahı en hassas noktaya ulaşmaya çalışıyor. Telefonla göz göze gelişi bile ayrı bir asalet taşıyordu. Ama değişmeyen bir şey vardı: Duruş.

 

Telefonu aldıktan sonra da aynı gurur, aynı erdem… İçinde kin yoktu, öfke yoktu.”Beni incittiniz” diyen bir kırılma yoktu. Sadece derin, elementel bir enerji vardı. Belki milyarlarca yıl öncesinden, yıldız tozlarından taşıdığımız o kadim bakış gücü…

 

O öğleden sonra, motor sesiyle karışan sözcüklerin arasında, bir kız çocuğu onuru yeniden tanımladı. Büyük salonlara, operalara, romanlara ihtiyaç duymadan… En sıradan yolculukta, en sıradan koltukta.

 

Otobüs ilerledi, duraklar geldi geçti. Aramızdaki mesafe birkaç metre kadardı ama içimde büyüyen saygı, bütün mesafeleri kapattı. İndiklerinde arkalarından bakmadım. Bazı anlar, geriye dönülerek değil, içe kazınarak yaşatılır.

 

O kız çocuğu büyüyecek ve belki de hayat ona yükler verecek. Ama o günkü duruşunu kaybetmezse; ne zaman onu ezer, ne de şartlar…

 

O kız çocuğu bana şunu da gösterdi: Bazı insanlar ağlamayarak değil, gözyaşını yere düşürmeyerek güçlüdür. Ve bazı çocuklar, daha çocukken bir şehrin, belki bir çağın vicdanını sessizce omuzlarında taşır.

Marka Flower Çiçekçi