
Futbol bugüne kadar ilgili alanıma girmedi. Belki de ilk kez bugünlerde ilgileniyorum. O da taraftarların masalara nasıl meze yapıldığını görmekten duyduğum üzüntüyle ilgili. O nedenle eğer bir bilgi hatası yaparsam kusura bakılmaya.
Nasıl üzülmezsiniz!?..
Taraftarın taraftarlık aşkı sömürülmekte…
Heyecanı kişisel çıkarlar için değerlendirilmekte…
Onun üzerinden prim yapılmaya çalışılmakta…
Kişisel amaçlara alet edilmekte…
Biliyorum, bütün ülkelerde böyle ama galiba Türkiye’de daha da böyle.
Örneğin şu Galatasaray ile Fenerbahçe kulüp başkanlarının birbirlerine karşı sergiledikleri tutum başka nasıl açıklanabilir?
Birbirlerine öyle lâflar çakıyorlar, tansiyonu öyle yükseltiyorlar, gerilimi öylesine artırıyorlar ki bu insafsızlık, ancak kulüplerinden çok; kendileri için yapmalarıyla açıklanabilir. Değilse herhâlde hiç kimse işini, gücünü bırakıp da kendini böyle bir anafora kaptırmaz.
Taraftarları kutuplaştırmak, maniple etmek, kışkırtmak… Ve bunu ne kadar etkili yapabilirsen o ölçüde yerini korumak… Tıpkı bazı siyasî liderlerin halk kitlelerine dönük olarak yaptığı gibi.
Peki, bu savaştan kimler kazançlı, kimler zararlı çıkmakta?
Taraftarın masum heyecanından bir kazancı var mı?
Bırakın kazancı, bu uğurda işini gücünü kaybedenler, yaralananlar, hatta ölenler bile oluyor.
Nitekim Almanya’daki şampiyonluk kutlamalarında18 GS taraftarı gözaltına alınıp, tutuklandı. İstanbul Bağcılar’da silâhla yaralanan bir kişi hastaneye kaldırıldı. Kadıköy’de araçlarıyla Bağdat Caddesinde tur atan Galatasaraylı taraftarlar Fenerbahçeliler tarafından saldırıya uğradı. Bahçelievler’de iki takımın taraftarları birbirlerine girdi. Birinin elinde delici alet bile vardı. Bayrampaşa’da bir otomobil sürücüsü, Galatasaray’ın şampiyonluğunu kutlayan grubun arasındaki bir taraftara bile bile çarparak kaçtı.
Dahası da var ama sanıyorum bu kadarı yeterli ne söylemek istediğimize.
İyi de bu insanları bu derecede fanatikleştiren, birbirine düşüren, kırdıran kulüp yöneticilerinin böyle zararları oluyor mu? Kulüp için harcadıkları parayı bile geri almıyorlar mı? Almıyorlarsa bile bunu babalarının hayrı için mi yapıyorlar?
Taraftarın ezici çoğunluğu geçim sıkıntısı çekerken, onlar çocuklarına en lüks hayatı yaşatmıyorlar, tatillerini en konforlu yerlerde yaptırmıyorlar mı?
Bunları geçtik, bir de taraftarı kudurtacak kadar ileri gitmeleri yok mu, işte bu, onlar üzerinden konumlarını korumaya çalışmaktan başka bir şeyle açıklanamaz.
Garibim taraftarların taraftarlıkları ise onlara meze olmaktan başka bir işe yaramıyor.
Evet, onları kutuplaştırmak, maniple etmek, kışkırtmak… Ve bunu ne kadar etkili yapabilirsen o ölçüde yerini korumak…Tıpkı bazı siyasî liderlerin halk kitlelerine dönük olarak yaptığı gibi.
Orası ayrı bir konu ama futbol, neredeyse futboldan başka her şey olup çıkmadı, buna da taraftarlar alet edilmedi mi?
MANTIK JİMNASTİĞİ:
“Cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” diyen Millî Eğitim Bakanı sözlerini; “En az üç yıl, belki de daha fazla devam edeceğiz,” diyerek sürdürdü.
Cümledeki mantıksızlık nedir?
(Cevabı gelecek yazımızda)
Geçen yazımızdaki cümle şöyleydi: “İki düşünürden en yaşlı olan son kitabını yazdığında 92 yaşındaydı.”
Oysa “İki düşünürden yaşlı olanı” demek gerekirdi. Zira “en” dersek, en az üç kişiden söz etmemiz gerekir. Aksi takdirde iki kişiyi ikiden fazla yapmak gibi bir mantıksızlık sergilemiş oluruz.