Reklam

ORTADOĞU BATAKLIĞI

Yayınlama: 12.03.2026
A+
A-

Sessizlik sandığımız şeyin, bazen en büyük sese dönüşeceğini yıllar sonra öğreniyoruz. Ardımızda çığlıklar bırakan isimler:

Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Çetin emeç…

Ölmeden önce yazdıkları, söyledikleri, uyarıları; hep bir işaret, hep bir ikazdı. Bugün hâla okunuyor, düşündürüyorlar…

Muammer Aksoy; hukukla, cumhuriyet fikriyle yoğrulmuş bir insan. Bahçesinde elleri ıslak, kalemiyle direnmiş bir aydın. Son yazılarında hukukun ve özgür düşüncenin önemini anlatıyordu. Bir sabah, evinin önünde kurşunlanarak susturuldu. Ardında sorular bırakarak…

Bahriye Üçok; İlahiyatçı, akademisyen bir düşünce kadını. İnancın korku ile değil, bilgi ile konuşulmasını anlatıyordu. Televizyon programlarında, yazılarında, konuşmalarında. Bir paket geldi kapısına; bir patlama… Ve sesini kesmek isteyen karanlık, bir aydını daha yok etti.

Turan Dursun; Bir zamanlar müftülük yapmış ve sonrasında sorgulayan bir kaleme dönüşmüştü. Din tarihini araştıran, kutsal metinleri eleştirel gözle inceleyen bir düşünür. Tehditler almış, bunu söylemişti. Bir sabah evinin önünde, silahlar konuştu; karanlığın içinden çıkan cani ellerin silahları…

Çetin Emeç; gazeteciliğin ağır sorumluluğunu taşıyan bir kalem! Sabahın erken saatlerinde, İstanbul’da evinin önünde kurşunlarla vuruldu. Yazıları; demokrasinin, aklın ve toplumsal sorumluluğun çağrısıydı. Bir sabah, o çağrı susturuldu…

Uğur Mumcu; araştıran bir gazeteci. Sorular soran, belgeler arayan, bağlantı kuran bir zihin. Orta Doğu’nun karanlık ilişkilerini, silah trafiğini, radikal örgütlerin gölgelerini araştırıyordu. Aramasına bırakılan bomba, bir sabah Ankara sokaklarında patladı. Ve bir kalem daha sustu…

Hepsi; sanki aynı zincirin halkaları gibi…

O yıllar dünyanın dengesi değişiyordu. Sovyetler çökmüş, bölge yeniden şekillenmeye başlamıştı. Körfez’de savaş, sınırların ötesinde yeni hesaplar yapılmaya başlamıştı. Ortadoğu’nun derin ve çamurlu bataklığı, sadece coğrafyayı değil, zihinleri de sarmaya başlamıştı.

Bugün de farklı değil bu korkunç manzara. İran’da, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta, Gazze’de, Yemen’de… Patlayan bombalar, yıkılan şehirler, göç yollarına düşen insanlar. Güç hesapları, ideolojik silahlar… Her defasında en çok masum insanların kaybettiği bir tarih…

Bu yüzden o aydınların yazıları bugün hâla güncel. Çünkü yazıları sadece bir dönemi anlatmıyordu. İnsanın aklı ile korkusu arasındaki mücadeleyi anlatıyordu. Bilgi ile cehalet arasındaki uzun yürüyüşü anlatıyordu.

Ölmeden önce bıraktıkları bıraktıkları sözcüklerde ortak bir ses var:

Sorgulamak! Anlamaya çalışmak ve korkuya teslim olmamak…

Belki de bu yüzden öldürüldüler. Çünkü soru soran bir zihin, bir irade, karanlığın en büyük düşmanıdır. Susturulmanın vahşetleri ne kadar büyük olursa olsun:
Yazı kalır… Düşünce kalır… Vicdan kalır…

Ardında kalanlar: Okuyanlar, hatırlayanlar ve düşünenlerdir… İnsanın vicdanı tamamıyla susarsa, tarih de karanlığa gömülür; sonsuza kadar. Bu yüzden, insanın vicdanı, insanlığın öncüsü olarak hiçbir zaman susmaz.

Ortadoğu bataklığı hâla orada. Bu bataklığın kenarında bir ışık yanıyor; düşüncenin ışığı. O ışık, söndürülmediği sürece karanlık ile rekabet hep devam edecek; belli olan şey budur…

Marka Flower Çiçekçi