Reklam

SESSİZLİK HER ZAMAN MASUM DEĞİLDİR

Yayınlama: 09.03.2026
A+
A-

                   

Sessizlik, sanıldığı gibi her zaman huzur değildir. Kimi zaman da ertelenmiş, bastırılmış bir sözcüğün, bir seslenişin gölgesidir…

Geçmişin mahallesi vardı; bakkalın önünde sözler söylenir, kahvede itiraz edilir, yüz kızarır, ses titrerdi. Ya şimdi? Mahalle çoktan değişti, dönüştü! Adı baz Facebook, bazen Instagram,bazenX…

Sokakların yerini zaman tüneli, kapıların yerini profil-görünüş fotoğrafları, pencerelerin yerini yorum kutuları sahiplendi. Yan yanayız ama temas yok. Yazı yazılır, paylaşılır ve okunur. Ne bir itiraz, ne bir katkı, ne bir soru… Biz bu sessizliği bir de olgunluk sanırız.

Psikolojide bilinen bir kavram vardır: pasif agresyon. Yani, susarak biriktirmek. Gülümseyerek, kimi sırıtarak hesap tutmak. Doğrudan söylenmeyip en uygun zamanı beklemek…

Psikolojide bir başka kavram: Bastırma. İnsanın içine attığı duyguyu yok sayması. Ama bastırılan duygu asla kaybolmaz; sadece derine iner ve orada pusuya yatmış bir canavar gibi bekler. Sosyoloji buna: gerilim birikimi, diyor.Konuşulmayan her mesele,bir gün konuşacağı bir an arar.

Dijital mahallede, sosyal dünyada herkes görünür; ama kimse tam olarak görünmez. Yüz yok, ses yok, göz teması yok… Ekranın arkasında cesaret büyür ve empati iyice küçülür.

Yıllarca hiçbir yazıya dokunmayan, ses vermeyen, kendini yok hükmüne getiren bir profil, bir gün kendi yarasına değen bir yazı, bir cümle görünce uyanır. Kovuğundan çıkar. Sert bir çıkış… Keskin bir yorum… Sonra yine sessizlik…

Bu çoğu zaman planlı bir kötülük değildir. Biriken kimliğin, görülme ihtiyacının, tanınma ve saldırma arzusunun gecikmiş ifadesidir.

Ama yöntem ve zaman yanlıştır. Üslup fazlasıyla yaralayıcıdır. Kültürümüz susmayı erdem sayar!”Büyütme.”,”İdare et.” ,”Şimdi sırası değil.” Oysa çoğu zaman ertelenen duygu olgunlaşmak yerine yoğunlaşır ve çirkinleşir…

Ve yoğunlaşan her duygu, eninde sonunda en zayıf anı bulur. Asıl kayıp şuradadır: Konuşarak kurulacak bağ, susarak zayıflar. Gerçek dostluk temas, karşılıklı söz ister. Hatta bazen de tatlı bir itiraz ister…

Hiçbir şey söylemeden yıllarca yan yana durmak, bağ değildir. Dostluk da, arkadaşlık da değildir. Sadece bekleyiştir…

Bu çalışmamızdaki asıl mesele gürültü değildir; sessizliğin biriktirdikleridir. Çünkü sessizlik, içinde ne taşıdığını belli etmez. Ve insanın içinde biriken duygu, bir başkasını yakmadan önce, kendi huzurunu yakar…

Belki de en büyük cesaret, ekran arkasından sert konuşmak değil; zamanında, yüz yüze, ölçülü bir cümle kurabilmektir.

Şimdi şu soruyu ilk önce kendime ve sonra değerli okuyucuya sormak istiyorum:

Biz gerçekten aynı mahallenin, şehrin insanı mıyız, yoksa sadece birbirimizin ekranında mı yaşıyoruz?

İçinde taşıdığını belli etmeyen sessizlik; aynı zamanda ifade edilmeyen bir itiraz, bir kırgınlık, söylenmeyen her cümle, içimizde bir yere yerleşir ve kendi zehrini üretmeye başlar. Görünüşte uykuya yatmıştır…

Ve insan, uyuyan bir hücreye dönüşmüş olan canlı, başkasını suçlarken fark etmez; içindeki uyuyan o hücreyi, yıllarca kendini beslemiştir.

Marka Flower Çiçekçi