Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hizmetlerin çoğunun iyi niyetle başladığına inananlardanım. İyi niyetle başlar ve alkışla karşılanır… Fakat zaman geçtikçe sorular çoğalır, cevaplar sessileşir.
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Kent Lokantası ve Tek Market, sosyal belediyecilik adına küçümsenemeyecek adımlardır. Bu düşünceyi baştan teslim edelim. Çünkü niyeti iyi anlatmadan yapılan her eleştiri, eksik kalıyor.
Masa başında yazılan projelerle sokakta yürüyen hayat her zaman aynı dili konuşmuyor! Bazen gerçekler, broşürlerde değil; insanların gözlerinde saklanır.
Tek Market kırmızı kurdele kesilerek ve büyük alkışlar içinde açıldı. Marketin başrol gıdası elbette büyük çoğunluğun ulaşamadığı kırmızı et! İlk günden itibaren sıraya girenlerin merkezinde olan tek düşünce; “ kırmızı et alabilecek miyim?”
Belli saatlerde kilosu 650 Tl, kişi başı iki kilo sınırı uygulanıyor. Sıraya giren onlarca, belki de yüzlerce insan var. Ama çoğu zaman, sırada bekleyenlerin birçoğu ucuz ete ulaşamıyor.
Kent Lokantası’nda ise yaklaşık 90 TL’ye dört çeşit yemek sunuluyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında bu hizmet savunulabilinir.
“Halka dokunan hizmet” denilebilinir. Fiyatı üzerinden sert bir itiraz üretemeyiz. Belli geliri olanlar için çok uygun görünüyor…
Ama mesele zaten fiyat meselesi değil! Tekirdağ Süleymanpaşa sokaklarında gördüğüm şu: Bu hizmetlerden faydalananların büyük çoğunluğu, gerçek yoksullar değil.
Daha çok bu hizmetlerden faydalananlar kimlerdir? Orta gelirli ama daralmış olanlar. Maaşı var ama ay sonu yok. Yani yoksulluğun eşiğinde duranlar.
Tam da sormak istedim suru burada bekliyor: Ya eşiğin ötesinde olanlar?
Açlık sınırının 30 Bin TL’yi geçtiği, ortalama emekli maaşının 20 bin lira civarında seyrettiği bir ülkede; hangi gerçek yoksul 650 liralık et için sıraya girer?
Bu soru sıradan ve hafif bir soru değildir? Hemen geçiştirirsek, siyasi yatırımlar da, sosyal yatırımlar da gerçeğe dokunamaz. Çünkü yoksulluk sadece parasızlık değildir.
Tekirdağ Süleymanpaşa’nın Sokak ve caddelerinde gördüğüm yoksulluk geri çekilen insanlardan ibarettir. Sıraya girmeye dahi utanan ve bakışlardan kaçan “Benim yerim değil” diyerek buraları karşıdan bile seyredemeyen insanlar; gerçek yoksullardır. Onlar, çoğu zaman görünmez ve varlıkları fark edilmez! Neden derseniz; görünmek, onlar için ikinci bir yüktür.
Kent Lokantası için de aynı durum geçerlidir. Dört çeşit yemek, elbette o fiyata çok değerlidir. Ama simit almaya çekinen insanlar için hâla yüksek bir fiyat!
Peki, ama bu hizmetler yanlış mı? HAYIR…
Ama eksik mi? EVET…
Sosyal belediyecilik sadece ucuzlatmak değildir. Benim bildiğim sosyal belediyecilik, ulaştırabilmektir…
Gerçek yoksullar için neden özel kartlar yok? Neden o insanlar sıraya girmeden, etiketlenmeden, bakışlara maruz kalmadan bu hizmetlerden yaralanamıyor?
Bakılınca pek görülmeyen gerçek yoksullar için şu soruyu sormak zorundayım:
Bu hizmetler gerçekten yoksul için mi; yoksa yoksulluğu seyredenler için mi? Niyetimiz ne bir suçlama, ne bir karşı çıkıştır. Ama yapılan alkışların yönünü sorgulamak, vicdanımızın görevidir…
Bilirsiniz, alkış her zaman kalabalığa gider. Yoksulluk ise sessiz yaşanır. Eğer gerçek yoksul, bu hizmetlerin kapısından giremiyorsa; orada bir eksiklik var demektir. Niyette değil belki, ama uygulamada.
Şimdi bu hizmetleri; büyütmeye, derinleştirmeye, görünmeyeni görme davetini gerçek yoksul adına yapıyorum. Çünkü sosyal belediyecilik, en çok sıraya girmeyenler için vardır. Ve asıl başarı, alkışta değil; hiç alkışlamayanın duasındadır…