
İsterse altlarında bir motosiklet, isterse dört tekerlekli pahalı veya ucuz otomobil; her fırsatta, her yerde hız yapmayı seven araç sahiplerini görüyor, biliyor ve korkuyoruz…
Her yıl yeni araçların şehir trafiğine katıldığını ve şehrimizin göç alan, sürekli büyüyen bir yer olduğunu düşünürsek, aynı oranda ne otoparkların, ne de caddelerin artmadığını biliyoruz. Sıkışık trafik karşısında, özellikle kanları kaynayanlar da her fırsatı değerlendirecektir; sokak ve caddeler uygun olsa da olmasa da…
Ya kanunlar-yasalar? Gözü kara ve “Bir şey olmaz” düşüncesini yaşam felsefesi yapanlar bir yerde temkinli olmayı elden bırakıyor olabilirler. Şehir araç trafiğinin sıklığı ve karışıklığı yüzünden kim bilir kaç bin yaşlımız ve engellimiz dışarıya; çarşılara, meydanlara, sahilimize çıkamıyor. Çıkanların da nasıl zahmet çektiklerini görüyor, izliyoruz.
Şehir dediğimiz yer, kendisini yuva olarak gören herkesi sımsıkı sarması geremez mi? Yedi bölgeden, yetmiş yedi milleten ve çok farklı gerekçelerle de olsa bu kente yaşamak için gelmiş insanların, huzur bulmasını sağlayacak yöntem ve yasalar sürekli güncel hale gelemez mi? Şehir kültürünü ileriye, uygarlık seviyesinin zirvesine taşıyacak, büyük bir aşk ateşi hem ruhunda hem de kalbinde yanan yöneticiler artık öne çıkması, şehir tarihimizin altın sayfalarına isimlerini yazdırmaları gerekmez mi?
Görünen o ki, büyük şehrimize yerleşmeye gelen insanlar, eğlenmek yerine sığınma mantığı içinde; çoğunluk evlerindeki odalardan öteye gidemiyorlar. Yani görünmez sandığımız bir sürü engeller şehrin her tarafında, vücuda yayılan hastalık hücreleri gibi yayılmış…
Şehrimizi rahatlatacak mimari, imar çalışmalarının daha hızlanmasını, hepimizi şaşırtacak gelişmelerin olmasını bir düş gibi istemenin zararı olmadığı için en azından bu konuda kendi yazı yakarışımı yapıyorum.
Şimdi hız tutkunlarına tekrar dönelim. İster genç, ister yaşı ilerlemiş olsun; onlara sadece öfkelenerek bakamayız. Sorgulamalıyız; bu insanlar niçin bu kadar hız yapma ihtiyacı duyuyor?
Yüklendikleri enerjiden dolayı olabilir mi? Az çok evrenin kanunlarını Bilim Teknik dergileri sayesinde öğrendik. Kara deliklerin, galaksilerin, yıldızların oluşumunun hepsinde o büyük, muazzam, aklımızı oynatacak kadar güçlü enerji var da ondan…
Evrenin öz evlatları olarak bizlerde elementlerden, atomlardan, yüzlerce trilyon hücreden ibaret olduğumuza göre, anlaşılmaz, gizemli yönlerimiz olsa da bunları anlatan, bir yerde insanı tanımlayan bilimden de faydalanmalıyız.
Uygar dünyanın spor ve sanatla ne kadar iç içe olduğunu bilmeyen yoktur. Spor etkinliklerinin, yarışlarının birisi bitiyor, diğeri başlıyor. Hemen hepsi dünya sporseverleri tarafından hem büyük saygı görüyor, hem de katılmak için büyük elemeler, yarışlar yapılıp emekler harcanıyor.
Niçin?
Sadece madalya kazanmak, ünlü olmak, zengin yaşamak için mi? Hayır, insan denen canlının yüce yaratıcı enerjisi, başarı denen o gizemli duygunun her halini görmek ve aynı zamanda bedeninde biriken kim bilir kaç yüz bin yıl ötelere giden gen yoldaşlarının da enerji ve hünerlerini gün yüzüne çıkarma ihtiyacı duyar. Bir yerde insan ve evrenin yasaları birbirine benzer diye düşünmeden edemiyorum…
Hız tutkunlarını sürekli cezalarla pes ettirmemiz mümkün görünmüyor. Daha çok sportif çalışmalar-etkinlikler ve yarışmalarla onları pekâlâ, araç trafiğinin dışında, kendi çalışmalarını yapacakları sahalara, alanlara, statlara ve belli donanımlar öncülüğünde o hızın, yarışın, beden değerlerinin yükseliş coşkusunun keyiflerini çıkarmalarını sağlayabiliriz?
Ne kazanırız? Bir defa hız, yarış ve mücadele merakı olanları kendi içinde yarıştırarak, enerjileri ve kaynayan kanları sayesinde yaralanma ve ölümcül kazaları çok aza indirebiliriz. Ulusal ve de uluslar arası çok önemli sporcular kazanabiliriz. Şehrimizi bir yerde sporun, sporcunun merkezi haline getirebiliriz.
Uluslar arası spor müsabakaları düzenleyen kentleri bir inceleyin. Yüz binlerce, milyonlarca insan oralara akıyor. Bu tür çalışmaların en gerçekçi ve kalıcı yolu; istikrar, disiplin ve inançtan geçiyor…
Hız tutkunlarına, bir yerde adrenalin çılgınlığı yaşayanlara kızmak ve öfkelenmek yerine; “ Buyurun sahalara” demeyi ülke ve şehir sağlığı için yapmak zorundayız. Ve onları daha da inandırmak, bu işe bağlanmalarını sağlamak için her türlü yarışmayı saygın hale getirmek, bu işin bir parçasıdır.
Kendilerine ayrılan alanlarda yarışacak, hız yapacak, coşku yaşayacak gerçek manada sporcu ilkeleriyle donanımlı hiçbir kimse artık şehrinin cadde ve sokaklarında gereksiz hız yapmak istemeyecektir. Enerjinin yasaları böyledir; dolar ve taşar… Ya sonrası? Muazzam dönüşüm başlar, kargaşadan- kaostan başka bir güzellik, bir yerde eserler doğar… Galaksimiz ve gezegenimiz Dünya gibi…