
( Tenis Sporu Alkışı Hep Hak Ediyor )
Düzenli sayılabilecek amatör düşünce içinde yıllarca yaptığım üç spor dalı var. Birincisi her daim yakınında olduğum Tekirdağ Tenis Kortları, ikincisi Tekirdağ Olimpik Yüzme Havuzu, yüzme sporu. Diğeri de dağlarda yol almak… Üç spor dalında da onlarca insan tanıdım. Çoğunluğuyla merhabadan öte arkadaş olduk…
Her iki spor dalını bırakalı yıllar oldu. Yüzme ve tenis sporlarını. Ama yakınlarında olmak, oralardan iyi, güzel, olumlu haberler duymak adına, geçmişini özleyen, geleceğe umutla bakan insan ruhu içinde her daim duyarlı olmaya, o dünyaları merakla takip etmeye devam ediyorum…
En istikrarlı olan yürüyüş sporunu, dağlara olan yolculuğumun Tekirdağ Kırklareli bölümü için her daim teşekkür edip hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğim Yunus Usta’yı anmadan geçemeyeceğim…
Hasan Beyi de tenis sporu sayesinde yıllar önce Tekirdağ Tenis Kortları’nda tanıdım. O gün bugün sosyal ve kültürel birlikteliğimiz devam etmekte. Ne zaman telefon etsem, ciddi bir işi yoksa söz konusu tavla oynamaksa, bir çocuk sesi duyarım.”Tamam şu saatte geliyorum.” Der ve söylediği saatten önce buluşma yerine giden, istikrarlı, disiplinli bir arkadaştır Hasan YETİŞİR…
Buluşma yerimiz Tekirdağ Tenis Korları Kafeteryası oldu. Uzun zaman boş kalan ve nihayet işini seven bir esnaf ile boş mekân bir araya geldiler. Tenis kortları için çok önemli buluşma, dinlenme, sosyalleşme imkânları sağlayan bir mekân…
Tahmin ettiğim gibi buluşma saatinden önce gelen Hasan Bey, tavlayı temizliyordu. Tavlası ve gerekli her türlü ihtiyacı olan nesne aracının bagajında bulunur; insandan insana bağ kurmanın lezzeti adına…
Tavla oyunu çekişmeli geçti. Bir yerde beden ve ruha iyi gelen tenis sporunun çok yakınında zihin sporu olarak kabul ettiğim tavla, bittikten sonra gazetelere göz gezdirdik. Sonra dışarıya çıktık. Güneş, ortalığı yaz zamanı yapmaya karar verdiği için gölgelikler, bez şemsiyeler açılmış.
1 no’lu kort hemen önümüzde. Genç bir kız ile babası tenis antrenmanı-çalışması yapıyordu. Diğer kortlarda da çalışmalar başlamış. Oldukça boylu üzerinde Galatasaray formasıyla çok pozitif görünen genç kız, bize göre kortun karşı tarafındaydı.
Denizden, topraktan, ağaçlardan, çiçeklerden ve eski hatıralardan yayılan kokuları içime çekerek, adeta yüzer gibi bakınıyordum. Bir ara Hasan Bey:
—Gen kızımızın sağ elini gördün mü? Dedikten sonra dikkatlice bakınca, kızımızın sağ elinin engelli olduğunu, bütün yükü sol eliyle yaptığını fark ettik. Sol eli sağ eli kadar güçlenmiş, tenis topuna raketiyle her vuruşta:
—Ben de, BİZ DE varız; iyi ki varız ve yaşamın içindeyiz! Diye haykıran genç güzel ve gülümseyen bir beden…
Biraz sonra yanımıza İsmail Hoca geldi. Tenis kortlarının bir başka gülümseyen yüzü… Sohbet esnasında 1 no’lu tenis kortunda babasıyla çalışan kızımızın çalıştırıcılığını yapmış olduğunu İsmail Hoca’dan dinledik. Kabuğunu nasıl kırıp, spor sayesinde kortlara, dışarıya çıktığını ve oldukça başarılı olduğunu anlattı.
Spor diğer bireylerle bağ kurmak olduğu bilinen bir gerçektir. Bağ kurmak, dışarıya, yaşama hizmet anlamını da taşır. Kendini önemseyen insan; acınası bir görüntü sunmaz. Acımayı, şefkat etmeye ve kendini, hayatı anlamaya dönüştürür…
Etrafa; yakın ve uzak çevrelerimize, hatta dünyaya baktığımızda, beden ve zihin sporlarının dışında kalanların tükenişlerinin çok acıklı taraflarını görüp anlıyoruz. O kadar çok örnek var ki!
Oradan ayrılırken dahi 1 no’lu tenis kortuna bir daha baktım. Orada kolundan engelli bir kız-sporcu yoktu. Engellini çoktan yıkmış, gülen, inanan, becerikli, kendini bulmuş ve disiplinli bir İNSAN vardı. KUTLUYORUM; öyle babaları, öyle engel atlayanları ve çalıştırıcıları…