
Tiyatro ve sinema oyuncusu Turgay Tanülkü’nün 101 çocuğu var.
Nasıl edinmiş o çocukları?
İlk çocuğuyla 1980 yılında siyasi nedenlerle girdiği Ulucanlar Cezaevinde tanışmış. Müebbet alan bir babanın o çocuğunu evlât edinmeye karar vermiş. Eşi de aynı anlayışta olunca o günden bugüne 1 evlât, 101 evlât olmuş. İçlerinde savcı, hâkim, avukat, mühendis olanlar bile var.
Kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle diyor:
“Bakırköy Kadınlar Cezaevinde tiyatro oynamıştım. Bir hanım arkadaş bebeğini havaya kaldırdı ‘Hocam, bu çocuğu sana doğurdum’ dedi. En son aldığım ufak çocuğum o. Sonrasında sokaktan çocuklar almaya başladım. Kağıt toplayanlardan, tinerci çocuklardan evlâtlarım oluşmaya başladı ve nüfusumuz giderek arttı.”
Tanülkü, çocuklarına ev kiralayıp, bakımlarını da sağladıklarını belirterek şöyle devam ediyor:
“Bizim de evimiz yok, biz de kiradayız. Ödedikten sonra her ev senin. Çok mutluyuz. Onlardan istediğimiz tek şey; okumaları. Çocuklarımdan mezun olanlar, iş güç sahibi olanlar, yuva kuranlar dönüp arkalarına bakıyorlar ve arkadan gelen çocuklarımıza da onlar sahip çıkıyorlar. Bu, bir zincir.”
“Benim iki düsturum vard” diyen Tanülkü, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Hastane ile hapishaneye ne zaman düşüleceği belli olmaz. Onun için hiç kimse kimseyi küçümsemesin. Cezaevindeki çocuklar sokak çocuklarıyla ve sokak çocukları senin evindeki çocukla aynı parkta, aynı salıncağa binip biz de onları sallarsak bu ülkede barışı elde ederiz. Çocuklarıma da bunu öğretiyorum.”
*
Daha önceki bir yazımda da sös etmiştim galiba. Tekrarlamalıyım ki şimdi söyleyeceklerimin bir ağırlığı olsun.
Bugüne kadar 200 bine yakın çocukla buluştum. Bu buluşmalardan edindiğim sonuç şudur:
Çocuklarımızın sevgi kadar, belki ondan da fazla birey olarak görülmeye, ciddiye alınmaya, sözlerine, kişiliklerine, duygularına, meraklarına, hayâllerine, yeteneklerine, becerilerine vs. saygı gösterilmesine ihtiyaçları var. Özellikle de onlar için yaptığımız fedakârlıkların başlarına kakılmamasına.
Nitekim 1999 yılıydı. O yıllarda kentin en iyi okulu kabul edilen özel Antalya Kolejinin ortaokul örencileriyle bir söyleşi programım vardı. Bir ara öyle bir okulda okuttukları için anne babalarının değerini iyi bilmeleri gerektiğini söylemiştim ki arkalardan bir parmağın kalktığını gördüm.
“Evet, evlâdım. Seni dinliyoruz.”
“Siz öyle diyorsunuz ama anne babalarımız bizi böyle bir okulda okutuyor olmayı başımıza kakıyorlar,” demesin mi!
Büyük bir alkış koptu. Belli ki bütün arkadaşlarına tercüman olmuşttu.
Yapılan iyiliği değil çocuklarımızın; hiç kimsenin başına kakmamak gerekirken evlâtlarımızın başına kakmak!
Kaldı ki o fedakârlıkları sadece onlar için mi, yoksa kendi geleceğimiz için de mi yapıyoruz?
Tanülkü gibi birisinden, öz evlâtları bile olmadığı hâlde böyle bir başa kakma beklenebilir mi?
Tebrikler örnek insan!
___________________________________
MANTIK JİMNASTİĞİ
(Düşünmeyi Sevenler İçin)
“Yurt başvuruları yarından itibaren başlıyor,”
Mantıksızlık nerede?
Cevabı gelecek yazımızda.
Geçen yazımızdaki cümle şöyleydi:
“O her zaman inançlara saygılı laikliği savundu, savunmaya da devam edecek.”
Mantıksızlık nerede?
Böyle dersek inançlara saygılı olmayan laiklik de olabilir demiş oluruz ki mantıksızlık burada. Zira öylesi laikliğe aykırı olur.