
“Yerlilik ve millîlik”söylemi özellikle son yıllarda ve neredeyse halka pazarlanan bir meta hâline getirilmiş durumda. Son günlerde satıştan kaldırılmış gibi gözükse de gün gelip, yeniden satışa sunulacağından emin olabiliriz.
Bu konu en çok aydınlarımızı ilgilendirmesine rağmen onu siyaset arenasından alıp da doğru yerine oturttukları söylenemez. Bazı istisnaları saymazsak, bizim aydınımızın halktan kopuk olmasıdır bunun başlıca nedeni.
Ne demek istediğimi ünlü Rus bestecisi Musorgski’yle anlatmaya çalışacağım size. Bunu da Dinçer Yıldız’in Ulusal Müzik ve Musorgski adlı kitabından alıntılarla yapacağım. Diyor ki:
“Bir toplum herşeyden önce evrensel değerleri olan bestecileriyle ulus olma özelliğine kavuşur. Bunu beceremeyenler lokalpatriotizm, aşiret ve din ümmetçiliği bilincinin kısır döngüsü içinde kalırlar hep.
“Unutmayalım ki Rus halkı Musorgski ve Çaykovski’yi, Çek halkı Smetana ve Dvorjak’ı,, Macar halkı Bartok ve Kodaly’yi Fin halkı Sibelius’u bağrına bastığı gün gerçek anlamda ulus olma yolunda ilk kararlı adımını atmıştır.
“Bazı düşünürler evrensellik ve ulusçulukkavramlarının birbirine karşıt ve uzlaşmaz kutuplar olduğunu savunurlar. Büyük bir yanılgı! Güzel sanatların her dalı gibi müzik de evrenselliğe yöneliktir. Ulusçuluk ise bu amaca götüren bir yol, bir çeşit duygu ve renk zenginliğidir.
“Müzik tarihinde Musorgskiolağanüstü bir olaydır. Boyunduruğa girmemek için Batılı ustalara sırt çevirmiş, bir otodidakt olarak akademik eğitimi önemsememiş, ulusundan ve halkından başka yol gösterici ve esinsel dayanak tanımamıştı. İçinde kaynayan yoğun yaratıcı dürtüleri ve engin doğal gücünü halk duyuşlarıyla özleşerek bulmuştu. Yapıtlarını dinlerken algıladığımız o şaşırtıcı, o yabanıl soyluluğun gizinin kaynağı buradaydı. Bu özellikleri onu hem bütün ulusal akımların en saygın bestecisi, hem müzik tarihinin ilk büyük gerçekçi ve izlenimcisi, hem de çağdaş müzikteki yeniliklerin muştucusu kılmıştır.
“’Bir sokak dilencisi bile şarkılarımı söyleyebilsin isterdim’ derdi.”
“Musorgski, sanatın amacı olan evrenselliği her yerde geçerli sayılan kuramsal tanımlamalarda aramamış, kendine özgü gerçekçi bakışıyla Rus halkını oluşturan, birbirinden ayrımlı birey tiplerinin ruhsal derinliklerinde yatan ilkel özlerden çıkarmıştı.
“Bestecinin şarkı dili genel olarak üç ana etki altında gelişmiştir: Rus dili, Rus folkloru ve gerçekçi amaçlar. Şarkılarındaki ezgi, ritim ve kurgutaslaklarının Rus halk müziğinden çıkarıldığı yeterince açıktır.”
“O, her şeyden önce, halkının şarkılarındaki güzelliklerin özüne ve bütün doğallığıyla belirgin psişik çığlıkların derin anlamlarına ulaşmış bir sanatçıdır.
“‘Halktır betimlemek istediğim: uyurken, uyanıkken, yerken, içerken gözlerimin önünde beliren halk kişileri… Tümü de ayrılmamacasına çakılmışlar kafama sanki… Bütün gerçekliği, kabalığı, saflığı ve düzmeliklerden uzak yaşayışlarıyla sürekli olarak önüme dikiliyorlar.
“Musorgski’nin evrensel değeri, ulusal duygularındaki yoğunlukla doğru orantılıdır. O, bütün yöresel dereleri ve ırmak kollarını içinde toplayıp Hazar Denizi’ne dökülen Volga gibidir. Yapıtları Rusya’nın müziksel bir tarihçesi ve bütün toplum katmanlarının ses yankılarıdır. (…) İnsan ruhunun derinliklerine dalışıyla Dostoyevski’ye, satir ve güldürü yeteneğiyle Gogol’a, ezilen yoksul kitlelere yaklaşımı ile de Gorki’ye benzer.”
“Musorgski, Rus tarlasından çıkmış, Rus ekmeğiyle beslenmiş’ ve hiçbir ‘Cermen izi’ taşımayan Savişna şarkısını bütün yaşamı boyunca, hem sözlü, hem de yazılı, estetik amacına en yetkin örnek olarak göstermiştir.”
Bilmem, Dinçer Yıldız aracılığıyla da olsa bir şeyler anlatabildim mi?